Volga Hüznü
Editörün Yorumu
VOLGA HÜZNÜYLE GÜZEL BİR YOLCULUK
Volga bilir. Volga oradaydı. Volga meraklıdır. Anlamak ister. Sözcükleri söküp alır en derinlerden, acıları, anıları, öykülerimizi ırmağın ta ötelerine taşır, denize ulaşırken çoğalır öykülerimiz, diyor Rakella Asal Volga Hüznünde. Geçmişin ve anıların sarmalında şimdiye uzanırken bizi de şiirsel bir yolculuğa çıkarıyor, Volga'nın hüzünlü serinliği okşuyor yüreğimizi. Şimdi, görsel bir şölene dönüşüyor tarihin tanıklığıyla.
Volga Hüznü, tarihi, felsefeyi, edebiyat tarihini; deneme, gezi yazısı ve şiiri kucaklıyor. Kimi zaman donanımlı bir rehber kimliğiyle, St. Petersburg'daki St. İsaac Katedrali'nin maketini yapan köylü Maxim Salin'le tanıştırır okuyucuyu. Matematik, mimari ve desen bilgisinden yoksun işçinin yeteneğini anlamakta zorlanırken Jung'u çıkarır karşımıza. Bilgeliğimizin genetik bir miras olduğunu fısıldar kulağımıza Jung. Atalarımızın deneyimlerinin oluşturduğu bilgeliktir bu miras.
Pouchkine kasabasına götürür bizi, Petro'nun bir saray yaptırıp eşi Katherina'ya armağan ettiği. Erdal Atabek'ten okuduğum ve çok sevdiğim alıntıyı anımsattı bana konu: Eskiden İspanyol denizcileri haritada hayali adalar oluşturur ve sevgililerine armağan ederlermiş. Bir gün bir ticaret gemisinde su biter. Kaptan haritaya bakar. Oh, ne güzel yakında bir ada var, yanaşalım da su alalım, der. Gemide bu durumu bilen denizciler: O hayali bir ada ne yazık ki, öyle bir ada yok, derler.
Rus Edebiyatı'nın ustalarıyla buluşturur bizi. Tolstoy, Dostoyevski, Çehov, Gorki ,Puşkin belleğimizde canlanıyor ölümsüz yapıtlarıyla. Mayakovski'yi anımsarken dünya şairi sevgili Nazım Hikmet'imize uzanıyoruz. Mehmet Fuat'ın: Bir ülkenin şiirini(edebiyatını)otuz beş yıl arayla iki kez etkileyen başka bir şair herhalde yeryüzünde yoktur.sözüyle ona kendi ülkesinde ne çok haksızlık edildiğini ve daha pek çok yazara, şaire hatta düşünen pek çok insana yapılan haksızlıkların sürdüğünü düşünüyoruz. Bu bağlamda sevgili Rakella Asal'ın yapıtı Rusya'yı gezdirirken hem tarihsel bir gösteri sunuyor hem de Rus Edebiyatı'nın ustalarıyla dansımızda hem estetik hem de düşünsel bir yolculuğa çıkarıyor bizleri. Bu yönüyle de çok katmanlı bir dokuyuşu gerçekleştiriyor. Hem yüreğimizin gözü açılıyor kitabını okurken, hem de entelektüel anlamda katkı veriyor ve zihin jimnastiği yaptırarak edinimlerimizi yeniletiyor biz okuyucularına.
Volga Hüznü'nü okurken Anna Seykers'e bir kez daha hak veriyorum. Bir sanat ürünüyle karşılaştığınız zaman etkilenirsiniz. Yapıt sizi değiştirir. Size bir şey ekler ve siz artık daha önceki kendiniz değilsinizdir. Artık kendiniz artı eklenensinizdir. Volga Hüznü'nün yalnızca bir gezi kitabı olmadığı, sanatı, mitolojiyi, felsefeyi ve tarihi estetik bir anlayışla harmanladığı yadsınamaz bir gerçek. Kitabı okuyarak çok sevdiğim ve lise yıllarında okumaya başladığım Rus Edebiyatı'yla Rusya'da bir gezintiye çıkmak bana çok iyi geldi. Sevgili Rakella Asal, bilginize, kaleminize ve yüreğinize sağlık. (Filiz GÜLMEZ)
VOLGA HÜZNÜ
Kitabı elinize alır almaz hüzün değiyor gözünüze,elinizden tutup Volga boyunca gezdiriyor sizi. Yazar profesyonel rehber gözüyle bilgi ve becerisiyle sürüklüyor. Yalnızca kentleri, tarihi ve turistik yapıları, kiliseleri, sarayları görmüyorsunuz, aynı zamanda edebiyatın içinden bir yolculuk yapıyorsunuz. Klasiklerden günümüze büyük ustalar ete kemiğe bürünüp sohbet ediyorlar. Gerçek mi düş mü derken bir kentin ortasında ya da geminin güvertesinde yakalıyor hüzün sizi. Ama öyle yapış yapış değil, ince bir ezgi gibi takılıyor dilinize. St Petersboug'u dolaşıyoruz rehberimizin öncülüğünde. Tarih bilgilerimiz yenileniyor, ekleniyor çoğalıyor. Bazen hayret, beğeni bazen de hayranlıkla geçiyor zaman.
Moskova'da Kremlin Sarayı'nı geziyor, çarların taç giyme törenlerine resmi geçitlere tanık oluyor, işkence odalarının duvarlarında saklı inlemeleri duyar gibi oluyorsunuz. Moskova nehrinde çamaşır yıkayan kadınların sesler çınlıyor geçmişten bu güne
Nazım'ın mezarı başındaki hüznün rengi bambaşka, vatan hasreti kokuyor, ayrılık kokuyor?
Bu kez yazarı yanıbaşımızda Nazım'ın dizelerini okurken buluyoruz. Sonra da Sabahattin Ali'yle söyleşiyor.
Puşkin'den Tolstoy'a, Gogol'dan Dostoyevski'ye, Anton Çehov'a uzanan zorlu bir yazın yolculuğu bu? başka kimler yok ki? Nedim Gürsel, Cemal Süreya, Haldun Taner derken Fransa'da Louvre Müzesinde buluyoruz kendimizi dünle bugün arasında gidip gelerek.
Anna Karenin çıkıp geliyor anılarımız arasından. Nobokov'un bakışı, Turgeniyev'le sanat sanatçı ve emek sorgulanıyor.(38-39-40-41)
Denememi yoğunluğunda, gezi güzelliğinde, iç döküş sıcaklığında bir yumak hüzün. (78)
Volga diriliyor anlatacak çok şeyi var.(69)
Moskova metrosunu da unutmamak gerek. Sanat yer altında sizi bekliyor. Güneşi görmeden aydınlığı seziyorsunuz. Emeğin ve sanatın aydınlığını hayran kalmamak elde değil.(100)
Uzun araştırmalar yapmış olmalı yazar, yalnızca geizp görmek yetmez bu derinlikte bir kitap yazmak için. Kutluyorum. Emeğine, yüreğine, kalemine sağlık. (Saime BİRCAN)
Alıntı
Volga bilir. Volga oradaydı. Volga meraklıdır. Anlamak ister. Sözcükleri söküp alır en derinlerden, acıları, anıları, öykülerimizi ırmağın ta ötelerine taşır, denize ulaşırken çoğalır öykülerimiz.(...) Bazı ırmaklar sert, bazıları yumuşak ve sakindir. Kimisi sığ, soğuk, çamur rengidir. Irmaklar millerce taş yataklarından sürükler öyküler getirir bize. Öylesine çok ki, ırmak taşıyamaz hepsini, öyle çok ki anlatacakları öyküler.
Sevgili Rakella,
Önce şöyle başlamalıyım sözlerime,iyi ki Kuşadasına gelmişim ve sen bana iyi ki 'Volga Hüznü'nü imzalayıp vermişsin.Okumaya kararlı çantama attım kitabı uçağa binmeden önce.Seattle'da parklarda mı okumadım,cafe'lerde mi,kütüphanelerde mi anlatamam.Elimden düşüremedim.Bitmesinden korkarak okuduğum kitaplardan biri oldu.Bu çok önemli benim için.Keşke daha uzun yazsaydı da demedim sanma:))Üstelik de ders çalışan çocuklar gibi kitabı çizik çizik de çizdim bilesin.Benim için o kadar önemli yerler vardı ki ve onları unutmamalıydım hatta hiç aklımdan çıkartmamalıydım.Eline sağlık,seni kıskandım doğrusu kitabından dolayı.Çok güzel planlanmış,tasarımı yapılmış ve beslenmiş bir bütünlük içinde çarptı,etkiledi beni.Yani sen bir gezi kitabıymış gibi başladığın satırlarını alıp öyle derinlere öyle bilinmezlere savurmuşsun ki .Her kuytu,dolaştığın her katman okura yeni ufuklar açıyor.Ben kendi adıma söyleyeyim anlatımına bayıldım.Rus yazarlarını bir Rusya gezisinde insan bu kadar mı güzel harmanlar ,bu kadar mı rastlantısalmış gibi sarsarak çıkartır okurunun karşısına.Doğrusu tebrik ederim.Bu sözlerim içten yürekten.Beni fazla tanımıyorsun biliyorum.Hissetmeseydim yazmazdım şu satırları.Kitabın iç kapağına bana hitap yazdığın,Kuşadasında dar zamanlarda öylesine ayaküstü konuşmalarla geçiştirdiğimiz görüşmelerimizi,ilişkimizi dile getiren cümlen de önemliydi benim için. Demek ki yazar olarak aramızda benim hep yakındığım bir eksiklik var.İletişimsizlik.Keşke birbirimizi,diğer arkadaşlarımı da kastediyorum,daha iyi tanıyabilsek.Yahoo gruptaki tantışmaları gereksiz yere harcanan zamanı,enerjiyi ,incir çekirdeğini doldurmayan kırgınlıkları,alınganlıkları ,hoşgörüsüzlüğü,önyargıları düşündükçe bunun ne kadar önemli olduğunu daha da iyi anlıyorum.Hele de ülkemden bu kadar uzakta ve kendimi yaban ellerde bunca yalnız hissederken.
Sana sevgilerimi iletiyorum.Seni sizleri daha iyi tanımayı kendime bir borç biliyorum.
Yüreğine,eline sağlık.Daha nice kitaplara diyorum.
Görüşebilmek dileğiyle,
İnci GürbüzatikVolga Hüznü Hakkında
St.Petershurg'dan başlayıp, Volga üzerinde bir nehir gemisiyle Moskova'ya uzanan, Puşkin'den Tolstoy'a, Gogol'den Dostoyevski'ye açılan bir Rus edebiyatı panoramasına dönüşen, zamanın içinde dolaşıp duran, süzülüp bugüne ulaşan slav hüznüyle baştan başa boyanmış büyülü bir şimdiki zaman yolculuğunun ve bu yolculuğun içinde insanın, tarihi ve şu anı ile kendisini anlama çabasının hikâyesi...
Volga Hüznü Hakkında Diğer Bilgiler
Hülya Soyşekerci'nin 'Volga Hüznü' hakkındaki incelemesine aşağıdaki adresten ulaşılabilir:
http://www.dergi.havuz.de/subat/hulyasoysekerci.htm
İçeriği en son düzenleyen editör: Hülya Soyşekerci
Bu kitap toplam 3 okurun kitaplığında bulunmaktadır.
Okur Yorumları (2)
Yorum içeriğini en son düzelten editör Hülya SOYŞEKERCİ
'Geçmiş'in kaygan, yumuşak dokusu ile 'şimdi'nin durağan dinginliğinde dans ediyorum diyor sevgili Rakella. 'Volga Hüznü'nde dolaşmaya başlamadan önce, okuru bu cümlelerle göreceklerine, yaşayacaklarına hazırlıyor. Anılar yazar için melon şapka takmış, ensesine küçük bukleler dökülen genç bir adam. Belli ki Volga Hüznünü yaşarken anılarla okuru ile birlikte dans edecek.
Yazar, temiz, çapaksız ve akıcı diliyle Rusya sokaklarında dolaştıracak bizi? Albümü aralayıp Yazmayı deniyor Kalemini kâh şiirin o eşsiz tadına daldırıyor kâh bir kameranın gözüne oturtuyor okuru.
Volga Hüznü bildiğimiz gezi kitaplarına benzemiyor. İlk St Petersburg'a uğruyoruz. Şehrin kurtuluş hikayesini, gelişimini zorluklarla geçen 900 gününü okuyoruz. Neva nehri gözlerimizde canlanıyor gözlerimiz satırları takip ederek akıyor.
Moussorki tiyatrosunda Raşel Rakella Asal'ın yanına oturup Giselle bale gösterisini izliyoruz. Bale onun için Dilsiz bir söyleşi, hareketlerle, figürlerle ve seslerle anlatılan canlı ve konuşan bir resim
Sarayları, müzeleri merakla okurken, dilindeki akıcılık bizi de yaşadığı duygu ve görüntü karmaşasının içine çekiyor. Tarih elimden kayıp gitmiş ve ben ona tutunamamışım diyor ve yer yer gördüğü manzaralar aklında bir fotoğraf karesine dönüşüyor. Yaşadığı duygu seli onu bir çeşit kendi yaşamını ve anılarını sorgulamaya götürüyor. Kitap boyunca yalnız Rusya'yı değil yazarın çağrışımları ve anıları ile bir Paris'te buluyoruz kendimizi bir Maxim Sali'nin o hazin hikâyesinin içinde.
Rus edebiyatından Tolstoy, Dostoyevski, Çehov üzerine verilen bilgiler, yapılan tespitler elimizdeki kitabı daha farklı ve doyurucu bir boyuta taşıyor.
Sanat tüm duygularımızın bir tin olarak ruhumuza düşen bir özeti miydi? bu soruya rastlayınca kitabın kapağını gözlerimle birlikte kapatıp uzun uzun düşünüyorum. Yazar görüneni ve görünenin ardındaki duyguyu, görülemeyeni de anlatıyor sanki.
O zaman yaşamak nasıl? Nereye kadar? Doğru yön hangisi?, Belki de bilgelik hiç sorgulamamak demekti. Bir solukta okunmuyor Volga Hüznü. Durup düşünerek, düşünürken özleyerek tadına ağır ağır vararak okunabiliyor. İçinizden sorduğu sorulara yanıtlar veriyorsunuz, elinizdeki kitapla sohbet ediyorsunuz. Zaman özür dilemedi benden. Çekip gitti Çünkü zaman tanrının haylaz çocuğudur diyorum usulca. Raşel Rakella'nın gülen gözleri geliyor aklıma, gülümsüyorum. bu kez çok ara verdin hadi devam et diyor kulağıma.
Ladoga gölündeyiz, kahraman göl de diyorlar ona, oradan Onega gölünün serin suları ile kucaklaşıyoruz.
Sonra birden Beethoven Ay ışığı sonatı çınlıyor kulaklarımda, sözcüklerin ritmi sanki ay ışığı sonatı ile uyum içinde. Selene ve Endymion'nun hikâyesi içinde biz de nehrin sularına akıyoruz ve yolumuz Kizhi adasından geçiyor. İsa'nın yüz değiştirmesi kilisesi insan zekâsına hayran bırakıyor bizi. Otuz altı yıl süren bir acının böyle bir sanat eserine dönüşmesi karşısında sanatçının önünde saygıyla eğiliyorum.
Kiliseler, manastırlar, kasabalar arasında Çehov'un Pazar günleri kilise korosunda ağabeyleri ile söylediği ilahiler eşliğinde okuru da büyülü bir yolculuğa çıkarıyor.
Barajlar, kanallar ve Volga üzerinde akmaya devam ediyoruz, roman kahramanları selamlıyor bizi Kivilov, Şatov, Raskonikov?
Volga Hüznü üzerine yazılacak çok şey var, iyi bir okuru tatmin etmenin ne kadar zor olduğunu bilen ve yazmayı deneyen biri olarak bu kitabı çok sevdim. Eline Ruhuna, samimiyetine sağlık sevgili Raşel Rakella?.
Handan GÖKÇEK
Yorum eklemek için
kayıt olunuz.