Yazarlara ve Yapıtlara Yönelik Okumalar - Hülya Soyşekerci

2 oy, puan:10

Kitaplığıma Ekle
Arkadaşına öner

Yazarlara ve Yapıtlara Yönelik Okumalar

Hülya Soyşekerci


Yayınevi:Kanguru Yayınları
Sayfa Sayısı:222
Basım Tarihi:2008
Türkiye Basım Tar.:2008
Özgün Dili:Türkçe
Ülkesi:Türkiye
Anahtar Kelimeler:günce, günce



Alıntı

05.12.2007
Yazarın iç dünyasını daha iyi anlamak için Bir Yazarın Güncesi adıyla çevrilen günlüklerini okudum bugün. Kitap, Virginia Woolf'un eşi Leonard Woolf'un önsözüyle başlıyor. Yazıdan öğrendiğime göre, Virginia Woolf düzenli olarak günce yazmaya 1915'te başladı. Bunu 1941'e kadar sürdürdü. Son güncesini ölümünden dört gün önce yazdı. Eşinin yazdığına göre, Virginia Woolf'un güncesi yirmi yedi yıl boyunca neler yaptığı, kimleri gördüğü, özellikle de bu insanlar hakkında, kendisi hakkında, yazdığı ya da yazmayı umut ettiği kitaplar hakkında neler düşündüğü konusunda kesintisiz denilebilecek bir kayıt defteri niteliğindedir. Güncesini deftere değil büyük mektup kâğıtlarına yazarmış Virginia Woolf. Daha sonra bunları sahip oldukları matbaada ciltletirmiş. Öldüğünde, ardında kendi el yazısıyla doldurulmuş yirmi altı defter bırakmış. Leonard Woof'a göre, günceleri, hiçbir şey olmasa dahi, onun kendini yazarlık sanatına adayışındaki olağanüstü enerjiye, kararlılığa ve yazdığı her satırı yeniden yazıp bozmaya, okumaya götüren sarsılmaz yazar vicdanına tanıklık ediyorlar. Çevirmen Fatih Özgüven ilginç bir biçimde günce sesi diye bir olgudan söz ediyor: ? benim duymaya çalıştığım, duyduğumu düşündüğüm günce sesi, Türkçede de tıpkı İngilizcede olduğu gibi normal düzyazıyı zorlayan, parçalayan bir ses oldu, olmak zorundaydı. Bir çevirmen olarak bu benim için de yeni, zevkli bir ses çalışması oldu diyebilirim. Ayrıca bu güncelerin, yazarın iç dünyasını, kendisiyle hesaplaşmalarını, iç dökmelerini yansıtan bir nitelik taşıdığını ekliyor.
Virginia Woolf'un yazma hevesi ve yazın kaygıları sık sık yansıyor güncelerinde: 19 Mart Çarşamba 1919 tarihli güncesinde Hayat öyle üst üste geliyor ki, aynı derecede hızla yükselen izlenimler yığınını yazıya dökecek zamanım yok, oysa tepeler halinde yükselirken hep buraya geçireyim diye not alıyorum. diyor. Günümüzdeki yazarlar da benzer kaygılar taşıdığına göre bu duygu evrensel bir nitelik taşıyor. 25 Ekim Pazartesi 1920 tarihli başka bir güncesinde yazdıklarına katılmayacak hiçbir yazar yoktur sanırım: Niçin hayat böyle trajik? Neden böylesine bir uçurumun üzerindeki daracık bir kaldırım gibi. Aşağı bakıyorum; başım dönüyor, sonuna kadar nasıl yürüyeceğim, bilemiyorum.
Önemli romanlarından Mrs. Dolloway'in ilk adını Saatler olarak düşündüğünü, daha sonra değiştirdiğini öğreniyoruz güncelerden. 19 Haziran Salı 1923- İnsan yazarken derin duygulardan yola çıkmalı, der Dostoyevski. Peki, ben çıkıyor muyum? Yoksa kelimelerle bir şeyler mi uyduruyorum? O kadar çok sevdiğim kelimelerle? Hayır, sanmıyorum. Bu kitapta (Mrs. Dolloway) çok fazla düşünceler var. Hayatı, ölümü, aklı ve deliliği vermek istiyorum; toplum düzenini eleştirmek istiyorum. Onu işlerken göstermek istiyorum, en yoğun haliyle. diye yazarak, yapıtlarında neleri işlediğini, bunu gerçekleştirmek konusundaki iç çelişkilerini başarıyla aktarır. Şükran Yücel, aynı yazısında çok ilginç bir bilgiyi de sunuyor bizlere: Michael Cunningham'ın Mrs Dalloway üstüne yazdığı Saatler adlı romanı Woolf'a adanmış bir armağandır. Mrs. Dalloway'de saatlerin ve zamanın ağırlığını hissederiz tüm roman boyunca. Saatler hep bir şeyleri anımsatırlar, en çok da zamanın bizim dışımızda ama bizi yöneterek geçip gittiğini. En iyi anlarda bile ardından gelecek kötü ve meşum olayların habercisi gibidirler Mrs. Dalloway'de. Saatler ölümü çağrıştırır Virginia Woolf'a. Anımsadığım kadarıyla birkaç yıl önce izlediğimiz Saatler adlı film, bu romandan yola çıkan ve hayli ses getiren bir sinema uyarlaması?

06.12.2007
Virginia Woolf İkinci Dünya Savaşı'nın yıkım ve acılarının yanı başına kadar gelmesi karşısında dehşete ve umutsuzluğa kapılır. Belli bir tarihten sonra güncelerinde sık sık savaşın yıkımlarını betimler. 19 Ağustos Pazartesi 1940 tarihli güncesinden bazı satırlar: Dün 18'i Pazar, bir gürleme oldu. Tam tepemize geldiler. Uçağa baktım, kükreyen bir köpekbalığına bakan küçücük bir balık gibi. Üzerimizde çakıp söndüler-üç taneydiler galiba. Neftî yeşil. Sonra tak tak tak-Alman uçağı mı? Gene tak tak tak. Kingston üzerinde. Londra'ya doğru geze geze giden beş bombardıman uçağı, dediler. Bugüne kadar en yakınımızdan geçenler? okuyamıyorum. Neden açıkça söylemeyeyim? Bütün gürültüsüyle savaş, bir dış ve iç gerçek olarak kendini gösterir yazara, bir toplumsal canavar gibidir savaş; dehşet ve korku yüklüdür.
31 Ağustos Cumartesi 1940'ta şunları karalar güncesine: Artık savaştayız. İngiltere'ye saldırdılar. Dün o duyguyu bütün olarak ilk kez yaşadım; baskı, tehlike, dehşet duygusu. Duygu-bir savaşın süregelmekte olduğu duygusu- amansız bir savaşın? En kötüsü, insanın aklının bir sabah yayına basılınca çalışıvermeyecek olması. Tabii, bu bir istilanın başlangıcı olabilir. Bir baskı duygusu. İçtenlikle yazar bu satırları. Daha sonraki günceleri savaş betimleriyle bir insanlık dramını anlatır: Chancery Lane'in tepesinde kocaman bir oyuk? Hâlâ tütüyor. Büyük dükkânlardan biri tamamen yerle bir; karşısındaki otel sadece bir kabuk. Bir meyhanenin pencereleri tamamen gitmişti... İnsanlar macunlara takılı kalmış cam kırıklarını topluyordu. Savaşın yıkımları ince ayrıntılardaki hüzünle dile geliyor burada. 2 Ekim Çarşamba 1940 tarihli günceden bir bölüm: Havada kasvetli bir ağırlık var. 8.30'a kadar, sonra gökyüzünde ölümcül bir tıngırdama başlıyor; Londra'ya doğru giden uçaklar? Ölümü düşünmeli miyim? Dün gece ağır bir bomba pencerenin dibine düştü. O kadar yakınımıza ki, irkildik. Bir uçak bu meyveyi atarak geçmişti. Terasa çıktık. Işıl ışıl göz kırpan oyuncak gibi yıldızlar. Her yer sessiz. Itford Tepesi'ne düşen bombalar. L'ye dedim ki: Henüz ölmek istemiyorum.
Savaşın acılarla dolu yıkımları onun o kırılgan yüreğini, duyarlı ruhunu alt üst etmişti. Ölüm her yerde kol geziyordu. Virginia Woolf, savaşın yeniden başlattığı bunalımlarına teslim oluyordu ne yazık ki?
Yukarıdaki günlüğü yazdıktan beş ay sonra 28 Mart 1941'de, ceplerine taş doldurdu, kendini Ouse Nehri'nin sularına bırakarak intihar etti. Leonard, onun bastonunu Southease Köprüsü yakınlarındaki sahil şeridinde buldu. Üç hafta sonra da cesedi ırmağın karşı kıyısının biraz yukarısında bulundu. 21 Nisan'da yakınlardaki büyük karaağaçlardan birinin dibine gömüldü. Büyük yazar, kendini sulara bırakarak, savaşın ve yaşadığı yılların yaşamında bıraktığı tortulardan arınmaya çalışmıştı? Ölüme egemen olmak istemişti böylece.
Boğulmak, dalgalarda kaybolup gitmek onun yapıtlarında da sık sık dile getirdiği bir olgudur. Mrs. Dolloway'den birkaç satır: Sandaldan eğildim ve düştüm, diye düşündü. Denizin dibine gittim. Boğulmuştum derdi. Dik bir kayada yatıyorum; martılar üstümde çığlık çığlığa. Sedirin kenarından aşağılara, denize bakardı.
Bedenini sularda yok etmeyi yeğleyen bu sıra dışı, inanılmaz derecede yaratıcı ve yenilikçi yazar, yaşamın acılarını ve içsel çelişkilerini has edebiyat yapıtlarına dönüştürmeyi başaran ayrıksı kişiliğiyle, yapıtlarının gizeminde, ölümsüzlüğün sonsuzluğa açılan dalgalarında bir deniz feneri gibi yanıp sönüyor?


Yazarlara ve Yapıtlara Yönelik Okumalar Hakkında

Gazete ve dergilerde yazdığı inceleme, eleştiri ve kitap tanıtma yazılarıyla tanınan Hülya Soyşekerci, bu kez 2004-2007 arasında tuttuğu yazın günlüklerini, bir kitap halinde okurlarıyla paylaşıyor. Bu günlüklerde hem yaşanan zamanın güncel çizgilerine yer veriliyor hem de yazarın okuduğu yapıtlar ve onların yazarlarına açılan araştırma -okuma serüveni izleniyor. Güncel okuma notlarında, yazarların günlüklerine de açılan Hülya Soyşekerci, yazar-yapıt ilişkisini aydınlatmaya çalışıyor ve uzun süreden beri ihmal edilen günlük türüne dikkatleri çekiyor. Kitapta günlükleri, anıları ve yarattıkları kahramanlarıyla birlikte incelenen yazarlar arasında Oğuz Atay, Julio Cortazar, Tomris Uyar, Henri Frederick Amiel, Pablo Neruda, Bilge Karasu, Aragon, Zweig, Füruğ Ferruhzad, Sartre, Tezer Özlü, Cesare Pavese, Virginia Woolf, Sylvia Plath, Nilgün Marmara, Svevo, Yusuf Atılgan... yer alıyor.



İçeriği en son düzenleyen editör: Hülya Soyşekerci

Bu kitap toplam 2 okurun kitaplığında bulunmaktadır.


Henüz yorum yazılmamış.


Yorum eklemek için kayıt olunuz.