Gökyüzünden Başka Sınır Yok
Editörün Yorumu
İsmail Mert Başat, kitabında gözümüzün gerçekleri net olarak görmesini engelleyen birtakım puslu görüntüleri, demokrasinin içerdiği yanılsamaları berrak bir ayna görünümü halinde sunuyor
Kendime, Sana, Toprağa ve Gökboşluğa (1996), İtiraz Yazıları (2002) Buyruk ve İtaat (2007) başlıklı deneme kitaplarıyla okurların zihinlerinde özgün sorgulama pencereleri açan şair-yazar İsmail Mert Başat, önceki denemeleri ve son yazdıklarından bir seçki olan Gökyüzünden Başka Sınır Yok'la okurlarıyla yeniden buluştu. Bu kitabında yazarın edebiyat, sanat ve şiirle ilgili yazılarına ağırlık verildiği görülüyor. Kitaba adını veren çarpıcı deyiş, Endülüslü bir köylünün yüzyıllar önce, katıldığı bir karnaval ortamında, yaşama ilişkin söylediği bir tümceden geliyor: Gökyüzünden başka sınır yok.
İsmail Mert Başat, kitabında yaşadığımız çağda bize ve tüm dünya toplumlarına dayatılan yaşama biçimini, gözümüzün gerçekleri net olarak görmesini engelleyen birtakım puslu görüntüleri, demokrasi olarak sunulan yaşama tarzının içerdiği bazı yanılsamaları net bir tablo, berrak bir ayna görünümü halinde sunuyor. Gerçeklere gözümüzü açmamızı; olay, olgu ve durumları sorgulamamızı, bize sunulan dayatılmış hayata karşı net bir duruş sergileyebilmemizi, bilgiden bilince giden zihin kapılarını sonuna kadar açmamızı öneriyor. Bu bilinçlendirmeyi, dışarıdan telkinde bulunarak değil; tam tersine okurun yaşamının içinden bakarak, onunla aynı düzlemde yaşadığını duyumsatarak, sezdirerek ifade ediyor. Kitaptaki bütün denemelerin temel işlevi bence toplumsal ve bireysel farkındalıklar yaratabilmek...
İsmail Mert Başat, düşünsel referansını diyalektik düşünce biçiminden alıyor. O nedenle bütün toplumsal, yazınsal, şiirsel eleştirileri karanlığa değil; aydınlığa açılıyor. Yaşamın diyalektik sarmalı içinde devinen güçlerine, yaşam enerjisinin sonsuz ve sınırsız akışına, insanın imgeleminde kendini ortaya koyan makro ve mikro evrenlerin yaratıcı enerjisine duyduğu sonsuz güven, en koyu karanlıkların bile bir gün değişip dönüşeceğine, yani umuda vurgu yapmasına maddi bir temel oluşturuyor.
Kapitalizmin sanata müdahalesi
Kitapta en çok altı çizilmesi gereken bölümler, yazarın günümüz dünyasını, küresel kapitalist sistemin dil, sanat ve edebiyata müdahalesini; teknolojik bilgi yığılması ve bombardımanıyla algılarımız üzerinde ne denli önemli bir tahribat gerçekleştirdiğini dile getirdiği bölümler olsa gerek. Artık zamansal algılamalar parçalanmış, düz çizgide akan zaman anlayışı kırılmış; yaşam, an'ların birbiri üzerine yığılmasıyla oluşan bir 'sürekli şimdi'ye indirgenmiştir. Bu şimdi'yi temellendiren faktör hızdır. Hızın içinde zaman ve mekân algılaması eriyip gitmektedir. Geçmişin pek çok olumlu düşünsel/eylemsel birikiminden, yaşamın diyalektiğini kavramaktan doğan geleceğe yönelik umuttan tamamen uzaklaşan, sanal dünya içinde parçalanmış şizoid algılamalarını bütünsele ulaştıramayan, yabancılaşmış bir insan modeli ortaya çıkmıştır. Bu zihinsel yarılma, esas itibarıyla küresel kapitalist sistemin dayattığı uygulamalar, tüketim toplumunda her şeyin hız ve haz içeren metalara indirgenmesinin doğal bir sonucudur. Edebiyatın ve özellikle şiirin asıl işlevi bu noktada başlamaktadır. Karşı dilini kuran şiir (ve edebiyat) verili olan, dayatılan yaşamın tüm çelişkilerine karşı çıkar, bunu öncelikle verili olan, düz anlamlara indirgenmiş ve sığlaştırılıp tüketilmiş dili canlandırarak, dilin sözcüklerine yeni anlam pencereleri ve imge kapıları açarak gerçekleştirebilir. Postmodern durum içinden yepyeni niteliksel sıçramalar, devinmeler ve dönüştürümlere açılmak, yepyeni bir dünyanın sınırları içine girmek, sanat, edebiyat, şiir ve dilin olanaklarının genişletilmesiyle sıkı sıkıya bağıntılı bir olgudur.
İsmail Mert Başat'ın sık sık vurguladığı bir gerçeğin altını çizmekte büyük yarar var: Ütopya, 'olmayan' anlamına gelmez; 'gerçekleştirilebilir olan' demektir. Barış, eşitlik, adalet, kardeşlik, sosyalizm... bu çerçevede düşünülebilir. Bu gerçeğin toplumsal ve bireysel planda içselleştirilmesi, pek çok sorunun giderilmesine yönelen ilk adımları atmayı, çevreyi saran körlük duvarlarını aşmak için harekete geçmeyi de sağlayacaktır.
06/06/2008
HÜLYA SOYŞEKERCİ
Radikal Kitap Eki
Alıntı
Cinler, periler, hayaletler hızla üretilir, bu cin ve periler, ileride kutsal kitaplara da sızacaklardır; aynen Enkidu'nun düşünde gördüğünü söylediği öte dünyaya dair, 'kanatları olan gömlekleriyle/ kuşlar gibi giyindirilmişlerdi' betimlemesinin melek'ler halinde tek tanrıcı dinlerin tümüne sızmaları gibi? (s.24)Gökyüzünden Başka Sınır Yok Hakkında
İsmail Mert Başat'ın bu çalışmasında, kurulmakta bulunan küresel ve zihinsel hegemonya karşısında sanatın direnmeci ve özgürleştirici olanaklarına işaret ediliyor. Anlamlarından kaydırılan kimi kavramların da geliştirilip, zenginleştirilmesine çalışılıyor.
Sanatta anlam kuruluşu, estetik, eleştiri, yapıtın şey'leştirilmesi, tarafsızlık, sorumluluk, yaratmada dil-düşünce-imgelem ilişkileri ve sanatın felsefe, demokrasi, barış gibi farklı alanlar ile kurduğu dinamikler, sorgulanan konulardan bazıları.
Bu genel çerçevelemede, şiir özel bir irdeleme alanı olarak ele alınmış: yaşamın alev hali olarak...
...Şiir, zihinselliğinde şaha kalkan ve parlayıp-akan bir varoluşun, kendisine getirilen kısıtlamalar karşısındaki çığlığı olarak doğar. Gösterilmek istenilen şey başka yollardan ifade edilemediği anda şiir, kendisini bir olanak olarak vareder.
...Şiir gerilimlerden taşan bir enerji olarak, günlük yaşamın sıradanlaştırılmış ve 'doğallaştırılmış' kalıplarında çatlaklar yaratıp, dilde ve ideoloik örüntüde gedikler açarak özgürleştiricilik kazanır. 'Siz ne iseniz, o'sunuz', diyen tüm seslere karşı, 'Siz başka bir şey olabilirsiniz', der.
...Şiir, sanatın gerilla dilidir.
(Arka Kapak)
İçeriği en son düzenleyen editör: Hülya Soyşekerci
Henüz yorum yazılmamış.