Kalbin ve Tenin Bütün İstekleri - Onur Caymaz

1 oy, puan:10

Kitaplığıma Ekle
Arkadaşına öner

Kalbin ve Tenin Bütün İstekleri

Onur Caymaz


Yayınevi:Sel Yayıncılık
Sayfa Sayısı:165
Basım Tarihi:2008
Türkiye Basım Tar.:2008
Özgün Dili:Türkçe
Ülkesi:Türkiye
Anahtar Kelimeler:Öykü, Roman



Editörün Yorumu

GÖKYÜZÜ SİNEMASINA YAZILMIŞ ÖYKÜLER
(Onur Caymaz, Kalbin ve Tenin Bütün İstekleri, öyküler, Sel Yayıncılık, Mart 2008)
Ten bir gerçekti ama o kadar da belirleyici değildi.
Ten bir sınırdı.
Ötekinin gövdesinin sınırı.
Ruhsa bir ülke. (s. 105)
Genç kuşağın önemli öykü yazarlarından Onur Caymaz, Ezilmiş Leylaklar Kitabı ve Sanki Yarın Nisan'dan sonra Kalbin ve Tenin Bütün İstekleri adlı yeni kitabıyla, kendi öykü dünyasını okurların düş dünyasıyla buluşturuyor; imgeler, izlenimler ve hayatın ayrıntılarına tutunan bir duyarlılıkla?
Kitapta önce yazarın kısa öykülerini topladığı ve iki ayrı bölüm adıyla yer alan Sen Hep Beni Mazideki?, Sevinç Çiçek Açınca?, bölümleri yer alıyor. Sonra Gökyüzü Sineması adlı uzun öykü ile sürüyor kitap. Bütün öykülerde günlük yaşamın içinden süzülüp gelen şiirsel bir hüzün duygusu egemen. Şiir kitapları da olan Onur Caymaz, şiirlerden damıttığı imge evrenini, özlü söyleyişi, ses uyumunu, sözcük tekrarlarını ve ince bir duyarlılığı öykü diline de taşıyor: Dalıp giden, dağılıp giden dalgın bir çocuktuk biz oralarda. Bademler açardı, iğde kokuları dolardı genzimize.(s.123)Yazar, şiirselliği deneysellikle harmanlayarak, öykülerinde biçim denemeleri yapıyor; dildeki anlam çoğulluğunun estetik tatlarını duyumsatıyor. Özellikle Cihangir'de Bir Batık öyküsünde bu durum hayli dikkat çekiyor. Batık sözcüğüne birçok anlamlar yükleyen yazar, öteki öykülerinde de hem dilin olanaklarını genişleterek imge ve çağrışımları çoğaltıyor hem de farklı bakış açılarından yazarak evrendeki göreceliliği, yaşamın kendine özgü dinamik akışını sezdiriyor.
Kitapta dikkati çeken öykülerden biri, Feride Çiçekoğlu'na adanan Bazen Ayla öyküsü. Burada, bir çocuğun penceresinden yaşama bakıyor; Çiçekoğlu'nun Uçurtmayı Vurmasınlar'ındaki çocuğun sesi ve söylemiyle yazılmış bir öykünün içinde buluyoruz kendimizi: Abim, üzülme demişti anneciğe o zaman. Bu günler de geçer demişti. Bütün günler geçiyo ki?(s.28)? Pinokyo bi masal demektir. Masal yalancıktandır.(s.29) Bazı öykülerini Necati Tosuner, Romain Gary, Tarık Dursun K., Selim İleri, İnci Aral gibi yazın ustalarına adayan Onur Caymaz, düş ve yazın dünyasını besleyen bu adlara da selam gönderiyor.
Öykülerde incecik bir duyarlılık, ayrıntılarda titiz bir gözlem, insan psikolojisini aktarmada dilin kullanımı dikkati çekiyor: Rafet hapishanelere, hastanelere hiç gelmez. Parayı verir, çiçek gönderir sadece. Çiçek çok gerekirmiş gibi. Çiçekler büyük bir yokluğa bakarlar oysa. O yoklukta solarlar. O yoklukta kimse olmaz? Hastane önlerinde satılan kolonyaların şişeleri camdan olmaz hiç. Cam, kalp gibidir, çabuk kırılır. (s. 67)
Öykü kişilerinin çoğunu, ince duyarlıklı, kırılgan ve toplumun kıyısında duran, ayrıksı kişiler oluşturuyor. Özellikle erkek kahramanlardaki duyarlılık ve onların bakışından yansıyan hayat sorgulamaları dikkati çekiyor. Yoksul ve kenar mahalle insanları, kentin solgun arka yüzünde yaşayanlar; tinerci çocuklar, travestiler, lezbiyenler; yaşamın içinde bir ayrıntı olmaktan çıkarak öykülerin odağına yerleşiyorlar. Yazar, kişilerin iç dünyalarını derinlikli biçimde dile getirmeye çalışırken, dış'ın; çevresel ?toplumsal öğelerin iç'i etkileme süreçlerini de yazınsal dilin olanakları ve estetiği içinden geçirerek aktarmaya özen gösteriyor. Toplumsal çürüme, insan manzaralarında, insan hallerinde gölgeli izler halinde görülmekte. Sokaktaki çocuk şöyle konuşuyor: Elimdeki torbada sihirli bir koku vardı. İçime doğru çektiğim bir şeyle içimden kaçabilecek her şeyi engelliyordum. Renkler kaçacaktı, annem kaçacaktı, çok üşüyecektim. (s.58)

Onur Caymaz'ın, bu kitaptaki öykülerinde yazın sanatı, yazmak eylemi ve yazarlar hakkında, satır aralarında ya da yarattığı kişiler aracılığıyla düşüncelerini dile getirdiği de görülüyor. Öykü anlatıcısı şöyle konuşuyor: Bazı hikâyecilerin, anlattıkları insanları nitelemek için, bazı 'büyük' insanların 'küçük' insan diye isim taktığı kişisin sen. sıradan ve ayrıcalıklı/yalnız ve tek başına(s. 43) Burada, kalıplaşmış küçük insan terimine yönelik bir eleştiri söz konusu. Başka bir yerde de İçerik, günümüzde hiçbir zaman, hiçbir yerde önemli değildir? diyor anlatıcı. (s.44) Bu da, var olanı, yaşadığımız durumu eleştiren bir cümle. Başka bir yerde de şöyle anlatılıyor masal havasında: O ülkede. Orada çırçır fabrikasına giden kızlar yaşar hâlâ? Orhan Kemal romanı gibiydi her şey. Tüm bunların artık hayatımızdan geçip gittiğine inanmak güçtü. Her biri başkasının izlediği bir filmdeydi belki. Ama bir yandan da, olanca huzursuzluğuyla varlıklarını duyuruyorlardı. Hayatın unutturmaya çalıştığı neydi? (s.71) Bu cümleler, edebiyat-hakikat ilişkisini günümüz yazını açısından yeniden sorguluyor. Yazarın, yazın sanatı hakkındaki görüşlerini öykülerine serpiştirmesi, bir farklılık olarak yansıyor okurda. Bunun yanı sıra yazarın çeşitli roman, şiir, şair, adlarına göndermeleri, okurun ilgisini başka metinlere de açıyor. Filizkıran Fırtınası(Hasan Hüseyin), Ölünceye Kadar Seninim(Selim İleri), Ece Ayhan, Edip Cansever? Orhan Veli'nin Yaprak 'ı, Son Yaprak oluyor ve öykü metninin bir ucu O. Henry'ye kadar açılıyor. Yalnızız (Peyami Safa)söyleminin içerdiği tragedya? Gülten Akın'ın kestim kara saçlarımı dizesi? Aeneas destanından gerçeklerin gözyaşı vardır. dizesi? Mavi Karanlık (Vedat Türkali) romanı? Tam da o bozgun ve dağılma dönemine (12 Eylül) uygun. yok edin insanın insana kulluğunu dizesiyle Nâzım? Bir de Attila İlhan doğrudan giriyor öykü metnine. Gerçek bir kişi, gerçek bir öykü kahramanı... Ceplerinde Attila İlhan'ın şiir kitabıyla dolaşan devrimci gençler? Attila İlhan, uzaktan ya da yakından izledikleri bir efsane- şairdir onlar için. Öykü metnini yeni sorgulamalara da açıyor yazar: Sadece yazılanların iyi olup olmaması mı önemliydi aslında? İçi iyi olmayan adamdan iyi bir şey çıkar mıydı ki? Hem iyilik de neydi? Edebiyat tümden kötülükle, günahla, karayla ilgili bir şey miydi? Sadece bunlarla mı açıklanabilirdi. 'ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden' (s. 80) Bu noktada, yazın dünyasındaki tutarsız ve dengesiz kişilik özelliklerine, çıkar ilişkilerine, kötücül ve karanlık yazar karakterlerine eleştiri ve sorgulama da söz konusu. Sanatın ve yazının içerdiği erdem kavramının önceliğine ve bunun içselleştirilmesi gerektiğine vurgu yapılmakta.

Kitabın son öyküsü Gökyüzü Sineması novellaya evrilen uzun bir öykü; 12 Eylül öncesi ve sonrasında iki erkek kardeş arasında oluşan o derin ruhsal yarılmayı ve uçurumu hüzünle okuyoruz bu öyküde. Bir de ihanetin, acının, işkencenin, ruhsal ve bedensel olarak bütün yönleriyle karşılaşıyoruz. Dünya görüşleri ve yaşam algılayışları farklı olan iki kardeş, çocukluklarındaki o sımsıcak sevgiyi bir türlü yakalayamazlar ilerleyen yıllar boyunca. Ferhat; iyiliksever, paylaşımcı, parayla ilgisi olmayan, tüm hayali bir yayınevi kurup güzel kitaplar, şiir kitapları basmak olan bir devrimcidir. Aralarında yedi yaş fark olan ağabeyi Rafet ise tüm yaşamını para, maddiyat, piyasa, pazarlama, her türlü bedensel hazlar üzerine kurmuştur ve zerre kadar değer vermez kardeşinin dünyasına. Kazandıkça daha fazla maddi hırs bürür yüreğini. Onu arayıp sormaz, bir kez gözaltından kurtarır; onu da başına kakar sürekli. Sözleri acıtıcıdır; saldırgandır. Ferhat ise yukarıdaki profilinden anlaşılacağı üzere yumuşak huylu, içe dönük, şair ruhlu, okumayı, yazını çok seven ve kendini halkın ve toplumun mutluluğuna adamış, idealist bir insandır. 12 Eylül sonrasında hapiste, hücrede yaşadıkları, uğradığı işkenceler korkunç boyuttadır. Hem toplumsal hem de bireysel anlamda ihanete uğrar ne yazık ki? Sevdiği kız Selma, onu, en yakın arkadaşıyla aldatmıştır. Uğruna her şeyini yitirdiği halk, bilinçsiz, suskun bir kitle durumundadır. Ferhat'ın kurmayı düşlediği Kasımpatı Kitapları yaşanan acıların, savrulmaların simgesi gibidir. Kasımpatı; ölümün, çürümenin, dağılmanın, çözülmenin, sonbaharın simgesi olan bir çiçektir. Kendi kuşağını şöyle tanımlıyor Ferhat: Uçarken gökyüzüne çarpan kelebeklerdik hepimiz aslında Öykünün birkaç yerinde tekrarlanır bu şiirsel tanım.

Onur Caymaz, kitabın uzun öyküsü Gökyüzü Sineması'nda dağılıp giden gencecik yaşamların, düşleri ve ütopyalarını yitiren bir kuşağın hüzünlü türküsünü dillendiriyor. Yer yer şiir dizesine dönüşen cümleleriyle, lirik tınılı bir destanı anlatıyor bize. Uğradığı işkencelerin bitiminde ihanet çemberinde kalan yapayalnız Ferhat, alkole sığındıkça daha fazla yalnızlaşıyor. Akıl hastanesinde alkolizm tedavisi görüyor. Bu süreçte yaşadıkları da ayrı bir boyut kazandırıyor öyküye. Bu öykünün kurgusal açıdan en ilginç yönü, hastaneden çıktığında Ferhat'ın BİZ olmasıdır. Kendisinden sürekli olarak Biz şeklinde söz eder; söylemi sürekli 1. çoğul kişidir artık. Toplumsal mücadele içinde ideali olan Biz kavramına ulaşamayan Ferhat, bölünmüş kişiliği ile Biz olarak vardır. İçindeki sesle birlikte yaşar. Parçalanmış, dağılmış, kırılgan bireyin trajik bir çoğullanma biçimidir bu: Yalnızız der bu kişiliği ve algılamaları parçalanmış birey. Bu öyküde bakış açıları zaten sürekli değişmektedir. Bazen Ferhat'ın söylemi vardır; bazen anlatıcının söylemi. Ferhat bazen de ağabeyine, sevdiği tüm insanlara seslenir 2. Tekil kişi söylemiyle. Hastane sonrası ise anlatı metnine biz olmuş Ferhat'ın söylemi egemendir artık. Öyküde başka bir deneysel boyut ise Ferhat'ın, yazarı Onur Caymaz'a seslenerek konuşmasıdır. Ayrıca, Ferhat'ın Kasımpatı Kitapları'nın düzeltmeni Deniz Engin olarak geçer. Deniz Engin, aynı zamanda şairdir ve dergilerde bir iki şiiri de yayımlanmıştır. İlginç olan şudur: Onur Caymaz'ın bu kitabının (Kalbin ve Tenin Bütün İstekleri) düzeltmeni de Deniz Engin'dir. Burada kurmaca ile gerçekliğin birbiriyle kesişme noktalarını görüyor ve her şeyin Gökyüzü Sineması'na yazılan birer görüntü gibi olduğunu, yaşamın gelip geçiciliğini duyumsuyoruz: Her şey sonsuz bir hızla akıp gidiyordu. Bir yere çarpacaktı bunların hepsi. Çarptığımızda biz nerde olacaktık?

Hülya SOYŞEKERCİ
hulyasoysekerci@yahoo.com

HÜRRİYET GÖSTERİ
Yaz 2008

Alıntı

Elimdeki torbada sihirli bir koku vardı. İçime doğru çektiğim bir şeyle içimden kaçabilecek her şeyi engelliyordum. Renkler kaçacaktı, annem kaçacaktı, çok üşüyecektim. (s.58)

Kalbin ve Tenin Bütün İstekleri Hakkında

Kalbin ve Tenin Bütün İstekleri


Selim İleri'nin saklı şiir heybesinden çıkıp,

Turgut Uyar'ın aşikâr öykü heybesinden

'açıp sonsuz bir camı, bir uzak iskeleye...'

dizesini çıkarıp oradan bakmış hayata

bütün gözleriyle Onur Caymaz.



Hayattan devşirdiği öykülerini de

böylesine bir yalınlık üstüne kurmuş.



İçeriği en son düzenleyen editör: Hülya Soyşekerci

Bu kitap toplam 1 okurun kitaplığında bulunmaktadır.


Henüz yorum yazılmamış.


Yorum eklemek için kayıt olunuz.