Lâ: Sonsuzluk Hecesi
Alıntı
Öyle bir çığlık attı ki Adem uykusundan, gerçekte çığık atıp atmadığını bile bilemedi.Ama iki uyku arasında rüyasının bölündüğü gün gibi gerçekti.Ve başına birşey gelmiş gibiydi.
O zamansızlık zamanında, cennet ırmağının kıyısında Adem, onunla göz göze geldi.Kuşları, tüyleri ürkütmekten korkarcasına elini uzattı yavaşça. Parmaklarının ucundan dökülen yaseminleri gösterdi.İçine dolan ses ve ışığa, sevince sarmaşığa, usulca , sen kimsin, dedi.Bildiğini bir kez daha duymak istedi.Ben kadınım, dedi Havva, ama bu benim sıfatım.Adımı henüz bilmiyorum.
Sonra döndü Adem'e, aklına birşey gelmişti.
Sesi bengisular gibiydi.
Bana, dedi, bir isim ver, varlığım olsun.
Durdu, aklından yeni bir şey geçti.Bana, dedi,sen isim ver,varlığım senin olsun.Bana öyle bir isim ver ki senin adının yanında dursun.
Seni anan benide ansın.Seni hatırlayan benii hatırlamadan olmasın.
Bir 'ile' koy aramıza bizi birbirimize bağlasın.Lâ: Sonsuzluk Hecesi Hakkında
Bir gün Sabâ Melikesi Belkıs'tan, Âdem'le Havva'nın hikâyesini anlamanın bütün bir insanlığın da hikâyesini anlamak manasına geldiğini öğrendim. İnsanın bütün halleri Âdem'de gizliydi ve bütün macera onun hikâyesinde özetlenmişti.
Bu cümleyi yıllarca içimde gezdirdim de bir türlü kalemi elime alamadım, anlatmaya kalkışamadım
Ne zaman ki, kalma için değil uğrayıp geçmek için kadem bastığımız, kök attığımız değil kısa bir gölge saldığımız şu dünyada bir cennet sürgünüyle yazgılandığımı anladım ve Kelimeler Kitabı-çift isimler sahifesinde, Âdem'le Havva'nın yanına bir de Habil'le Kabil'i ekledim. O zaman anladım anlatma zamanının geldiğini.
Hikâyenin ismi düştü dilime bir gece: LÂ.
İLLÂ, dedim.
Bir ömür boyu aradığım hece harfinin LÂ olduğunu bildim.
Nazan Bekiroğlu.
İçeriği en son düzenleyen editör: G.Gülenay
Henüz yorum yazılmamış.
Yorum eklemek için
kayıt olunuz.