Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
Çeviri: Fatih Özgüven
Editörün Yorumu
'İnsanın insan kardeşine iyi davranmasında öyle çok erdemli bir yan yok. Öteki köylülere iyi davranması gerekiyordu, yoksa orada yaşayamazdı. Hatta Tomas'a bile iyi davranmak zorundaydı, çünkü ona gereksiniyordu. Başkalarıyla olan ilişkilerimizin kaçının duygularımızın -sevgi, antipati, iyilikseverlik ya da kötücülük- sonucu, kaçta kaçınınsa bireyler arasındaki sürekli güç oyunu tarafından belirlenmiş olduğunu hiçbir zaman kesinlikle saptayamayız.'
Milan Kundera'nın iyi tarafı bu, bize doğrudan, dolambaçlara sapmadan, açık yüreklilikle 'söylüyor.' Zaten bildiğimiz, belki üzerine günlerce düşündüğümüz ama her nedense bunu dile getirmenin ayıp olduğuna inandığımız birçok şeyi hiçbir karakterin arkasına sığınmadan söylüyor. Başka romanlarda birer küçük lütuf gibi karşıma çıkan bu tür insani duygu ve düşüncelerin bir derleme halinde yüzüme vurulduğunu ilk kez onun romanında gördüm. En güzel yanı da bu zaten, ne diğer karakterleri, olay örgüsü -enfes bir kurguya sahip olsa bile- ne de dili. Romanın kaymak tabakasının bu 'açık sözlülüğü' olduğuna inanıyorum.
Uzun uzun değindiği kitsch ('Varolma ve unutuluş arasındaki durak kitsch'tir.') konusu, yani sürekli, yaşadığımız her an hem kendi elimizle hem de başkaları tarafından dönüştürülüşümüzü sayfalarca anlattığı ve adını dahi ağzımıza almanın birçok ortamda tabu olduğu 'bok' sözcüğüne yaptığı güzellemenin, romanın 'uçtuğu' kısımlar diye düşünüyorum.
Bir de, 'idil' (tdk sözlüğüne göre içten ve saf aşk demek.) sözcüğünün Tereza için önemine değiniyor, bu vesileyle köpekler ile insanlar arasındaki muhteşem farkı gözler önüne seriyor: Köpekler için yaşam döngüseldir, bu nedenle aynı şeyi her gün zevkle yapabilirler. Romanda her gün sahibiyle bakkala gidip çörek alan, her sabah aynı ritüeli sahibine yaşatan Karenin örneğin. Oysa 'insan zamanı bir döngü izlemiyor; onun yerine dümdüz bir çizgide ileriye doğru gidiyor. İnsan bu yüzden mutlu olamıyor; mutluluk yinelenmeye duyulan özlemdir.'
***
'Sadece bir tek hayat yaşadığımız için bu hayatı öncekilerle karşılaştıramaz ya da kusurlarımızı gelecekteki hayatlarımızda gideremeyiz; bu nedenle de ne istediğimizi bilemeyiz.'
Bu özelliği nedeniyle Milan Kundera, yaşamı bir taslak'a benzetiyor. Hatta taslak'tan bile saymıyor çünkü 'yaşam hiçbir şeyin taslağı değildir.'
Ve böylece Tomas'ın tereddütüne gerektiği gibi anlam vermeye başlıyoruz. Tıpkı kendimizin de yıllardır aynı tereddütleri yaşadığımızda başkalarının buna gerektiği gibi anlam vermelerini beklediğimiz gibi. Eğer tereddütlerimiz uzun sürerse, yaşamın kendisinin vakit yitirmeden müdahale edeceğini biliriz. Başkaları aracılığıyla veyahut kapıyı tıklatmadan odamıza dalan misafirler aracılığıyla. Belki belirsiz bir süre yaşamımızın taslak halinden gerçek bir bütüne doğru evrildiğini görür gibi oluruz. Müthiş bir değişim başlar, çizgiler netleşir kâğıt üzerinde. Ha bitti ha bitecek olağanüstü bir tabloya bakarız. Sonra bir anda işler karışır, olaylar hiç ummadığımız bir şekilde gelişir, her şey tepetaklak olur. Oysa kendimizi nasıl da hazırlamışızdır. Her şeyi planladığımızı, defalarca provalar yaptığımızı düşünürüz. Evet, tek tek eylemlerimiz daha önceki provalarımızın asıllarıdır da, bunların oluşturduğu bütün, kocaman bir taslaktan ibarettir. Düzeltmek için geriye şöyle bir bakarız. Ardımızda bıraktığımız cam parçalarını toplamak ister gibi. Cam parçaları yoktur, yaşamımız olduğu haliyle elimizdedir. Üstelik bir de yaşlanmışızdır.
Romanda Tomas şu Alman özdeyişini söylüyor 'kendi kendine': 'Einmal ist keinmal.' (Sadece bir kere olan şey, hiç olmamış sayılır.)
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği Hakkında
'Ne yapacağını bilemeden bir avlunun karşı tarafındaki duvara dalıp gitmek; bir aşk anında karnındaki inatçı gurultuya kulak vermek; ihanet etmek; ihanetin göz kamaştırıcı yolunu terk ederek gücü kendinde bulamamak; Büyük Yürüyüş´te kalabalıklarla birlikte yumruğunu havaya kaldırmak; gizlenmiş mikrofonlar önünde espri gösterisi yapmak- bu durumların hepsini tanıdım, hepsini yaşadım... Romanlarımdaki kişiler kendime ilişkin gerçekleşmemiş olabilirliklerdir... Her biri benim ancak kenarında dolaştığım bir sınırı aşmıştır... Çünkü romanın sorguladığı sır o sınırın ötesinde başlar. Roman yazarın itirafları değildir; bir tuzak haline gelmiş dünyamızda yaşanan insan hayatının araştırılmasıdır.' -Milan Kundera
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği Uyarlamaları
Yönetmen: Philip Kaufman Senaryo: Philip Kaufman, Jean-Claude Carrière (1988) -sinema filmi.
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği Hakkında Diğer Bilgiler
Kitap 1982 yılında yazılmasına rağmen, ancak 2 yıl sonra basıldı...
İçeriği en son düzenleyen editör: Azime Güç
Bu kitap toplam 1 okurun kitaplığında bulunmaktadır.
Henüz yorum yazılmamış.
Yorum eklemek için
kayıt olunuz.